|
Neden bu karara vardım?
Zaten oldum olası kapitalist sistemin piyasayı canlandırma amaçlı çıkarttığı bu uyduruk günleri sevmem. Çocukluğumuzda bir tek “yaş günlerimizi” kutlardık birbirimizin, bir de “anneler günü” yeni yeni moda olmuştu, ben anneciğime modaya uyup hediye alabilmek için ağabeyimle birlikte harçlıklarımızı katıştırıp, o güzel saçlarına üzeri parlak taşlarla süslü bir tarak almak için şehrin nerdeyse tek bijuteri dükkanından boynum bükük, taşları olmayan sade bir tarak alıp çıkmak zorunda kaldığımda ne kadar mutsuz olduğumu, ondan sonra uzun yıllar o günde evimizin etrafındaki arsalardan kır çiçekleri toplayıp hediye olarak onları anneme götürdüğümü bugün gibi hatırlarım.
Dün arkadaşlarımla birlikte günler önce araç altında kalıp kırılan bacağını alçıya aldırdığımız, bu dönemi geçirmesi için emanet ettiğimiz, bir dükkandan kaybolup o haliyle caddelerde dolaştığını öğrendiğimiz köpeği aradık sokaklarda, caddelerde.
Adalar’ın arka sokaklarında olacağını tahmin edip, o rüzgarda ağzımız burnumuz kum içinde dolaşırken yıkılan evciklerin kalıntıları içine sığınmış köpekleri gördük, yine yıkımı yakın olan bir ahşap evin içine girip sığınan kedilere rast geldik.
Düşündüm; hepsi de yaşam mücadelesinde, talepleri olmadan, kendilerine sorulmadan verilmiş bir hayatı sürüklemeye çalışıyorlar sessizce! Yaşamaları da ölümleri de dünyaya gelişleri de hep sessizce. Hele bir ufacık seslerini duyurmaya kalksınlar, insanlar anında gazetelerin şikayet köşelerinde “köpek havlamasında uyuyamıyoruz” ya da kediciklerin aşk miyavlamalarına tepki, onları koruyup kollayan bir iki duyarlı yüreğe veryansın “bunları buraya alıştırdınız, miyavlamalarından geceleri rahat edemiyoruz”.
Devamı >>
|